Ertan Saban

Adını süleyim isteymisın?
 
AnasayfaPortailSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 tutku:hz.isa'nın çilesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
yesim
O Bir Star
O Bir Star
avatar

Mesaj Sayısı : 1017
Nerden : sivas
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: tutku:hz.isa'nın çilesi   20/7/2008, 10:27 am



Passion of the Christ, The - (Tutku: Hz. İsa'nin Çilesi)

Hz. İsa'nın son 12 saatini anlatan film, Gethsemane'de başlıyor. Hz. İsa, şeytani inançlara karşı mücadele etmektedir. Judas Iscariot'un ihanetine uğrayan Hz. İsa, yakalanır ve Kudüs'te, eski inançlara küfretmesi yüzünden ölüme sürüklenir.

Siyasi bir ikilem yaşayan Filistin'in Romalı yöneticisi Pilate, Kral Herod'un fikrini alır. Herod, kalabalığın İsa ile suçlu Barrabas arasında bir seçim yapmalarını ister. Toplanan kalabalık, Barrabas'ın özgürlüğünü, İsa'nın ise ölümünü seçer.

Romalı askerler Hz. İsa'yı çarmıha gerip, kırbaçlamaya başlar. Hz. İsa, korkusunu bastırıp, annesi Meryem'e bakar. Ama halk galeyana gelmiştir bir kere. Pilate ise topu kalabalığa atıp, bu işten sıyrılmış olur.



TUTKU
HZ. İSA'NIN ÇİLESİ



THE PASSION OF THE CHRIST

YAPIM NOTLARI


ICON PRODUCTIONS Sunar
Bir MEL GIBSON filmi JIM CAVIEZEL “THE PASSION OF THE CHRIST”
MONICA BELLUCCI MAIA MORGENSTERN SERGIO RUBINI Kadro: SHAILA RUBIN Müzik JOHN DEBNEY
Giysi Tasarım MAURIZIO MILLENOTTI Kurgu JOHN WRIGHT, ACE Yapım Tasarımı FRANCESCO FRIGERI
Görüntü Yönetmeni CALEB DESCHANEL, ASC Yapım Amiri ENZO SISTI
Yapım MEL GIBSON BRUCE DAVEY STEPHEN McEVEETY Senaryo BENEDICT FITZGERALD - MEL GIBSON
Yönetmen MEL GIBSON










9 Nisan 2004
Dağıtım: Umut Sanat
İthalat: Umut Sanat / Özen Film













THE PASSION OF THE CHRIST

ÖZET


The Passion of The Christ Nasıra'lı İsa'nın hayatının son on iki saatini anlatır. Film Son Akşam yemeğinden sonra İsa'nın dua etmek için gittiği Zeytin Bahçeleri'nde açılır...İsa Şeytan'nın baştan çıkarışlarına karşı koyar.Fakat Judas Iscariot'un ihanetine uğrar... İsa tutuklanır ve Pharisee'lere teslim edilmek üzere tekrar Jerusalem şehri duvarları içine getirilir. Pharisee'ler onu tanrılarına küfretmekle suçlar ve kendi aralarında yaptıkları mahkemede ölüme mahkum ederler.

İsa önce Roma'nın Filistin'e atadığı vali Pilate'ın önüne çıkarılır. Vali Pharisee'leri dinler fakat politik bir ikilemin içine düştüğünden İsa'yı bağlı olduğu bölgenin kralı olan Herod'a yargılanmak üzere gönderir. Herod ise İsa'yı Pilate'a teslim eder ve sadece bir deli olduğuna karar verir. Gözü dönmüş kalabalık İsa'yı tekarar Pilate'a getirir. Pilate İsa'nın ölümünü görmek için uğraşan bu kalabalığa iki seçim hakkı verir. Her yıl bir suçluyu affetme hakkı olan vali ya İsa'yı ya da çok tehlikeli bir katil olan Barrabas'ı serbest bırakacaktır. Kalabalık Barrabas'ın serbest bırakılmasını ve İsa'nın mahkum edilmesini seçer. Barrabas serbest kalır...

İsa Roma'lı askerler tarafından cezalandırılacaktır. inanılmayacak eziyetlere maruz kalan İsa tanınmayacak hale gelmiştir. Pilate İsa'yı tekrar kalabalığın huzuruna çıkarır ve cezalandırılmasının yeterli olup olmadığını sorar ... Fakat kalabalık İsa'nın hayatını istemektedir. Pilate kalabalığın önünde ellerini yıkar ve tüm bu ikilemden kendisini uzaklaştırarak adamlarına kalabalık ne istiyorsa onu yapmalarını emreder.

İsa Jerusalem sokaklarında sırtına yüklenen çarmıhla tüm şehri geçerek büyük acılar içinde Golgotha'ya varır. Golgotha'da çarmıha gerilen İsa Babası tarafından unutulduğunu zannetmekte ve korkmaktadır fakat şeytanın bu son baştan çıkarışının da üstesinden gelir. Korkularını yener ve Mary'e kutsal annesine bakar. Ve yalnızca onun anlayacağı sözlerle ölür: "Başarıldı, ruhumu onun ellerine teslim ediyorum.”

Öldüğü an yeryüzünde doğa alt üst olur.

KAMERA ARKASI BİLGİSİ

KAYNAK:

The Passion of The Christ'ın senaryosu yönetmen ve yapımcı Mel Gibson ve Benedict Fitzgerald (Wise Blood, In Cold Blood, Heart of Darkness, Zelda) ortak çalışması olarak İsa'nın Dünya üzerndeki son 12 saatini anlatmaktadır. Varsayılan ve gerçekliğine inanılan dört İncil olan Matthew, Mark, Luke ve John'un
anlattıklarından adapte edilerek yazılmıştır.

DİL:

Filmdeki tüm karakterler yaşadıkları zamanda hangi dili kullanıyorlarsa o dilde konuşmaktadırlar. Bu da İsa'nın da bağlı olduğu topluluk olan Yahudi'lerin Aramaic ve Roma'lıların ise Latince konuşmaları demektir. Yunanca o dönemde yalnızca entellektüeller arasında konuşulan bir dil olduğu için hikayeye uygunluk göstermemektedir.




YER:

The Passion of The Christ İtalya'da çekilmiştir ve çekimler için iki lokasyon tercih edilmiştir:

MATERA
Çarmıha gerilme sahneleri Pier Paolo Pasolini'nin 1965'te The Gospel According to St. Matthew filmini çektiği Güney İtalya'daki Basilicata bölgesinde güzel Matera şehrinde çekilmiştir.

CINECITTA STÜDYOLARI
Jerusalem şehri ise Roma'nın hemen dışında Cinecitta Stüdyolarında yapım tasarımcısı Francesco Frigeri ve set dekoratörü Carlo Gervasi tarafından kurulmuştur.


YARATICI EKİP:

Gibson görüntü yönetmeni Caleb Deschanel'den (The Patriot, The Right Stuff) filmin görüntüsünün İtalyan Barok sanatçısı Caravaggio'nun resimlerindeki görüntüleri taşımasını istemişti. Ressam eserlerinde karanlık ve aydınlığın keskin kontrastlarla ayırmasıyla ünlüydü.

“Bence onun eserleri çok güzeller,” diyor Gibson Caravaggio için... “Onun eserlerinin vahşi, karanlık, ruhani, ve diğer resimlerde olmayan bir farklılığı var...”

Filmin yüzde kırkı ışığın karanlığa karşı olan savaşını temsil edebilmesi için gece ya da iç mekan çekimleri ile gerçekleştirilmiş.

Kostümler büyük bir titizlikle tümü el dokuması ve el dikimi olarak ödüllü tasarımcı Maurizio Millenotti (Hamlet, Importance of Being Earnest) tarafından hazırlandı. Tüm görsel tasarımın bir bütünlük sergilemesi amacıyla Gibson filmde kullanılacak kostümlerin de Caravaggio'nun eserlerinin rengi olan kahverengi, siyah ve bejden oluşmasını ister.

Film ekibinin büyük çoğunluğu İtalya'dan ya da Batı Avrupa'lı sanatçılardan seçilmiştir. Tüm özel makyaj ve kuaför hizmetleri ise Hollywood'dan film için elen Keith VanderLaan ve Greg Cannom (A Beautiful Mind, Pirates of the Caribbean) tarafından koordine edilip yönetilmiştir. Gibson kamçılanma ve çarmıha gerilme sahnelerinin ardındaki filmin çoğu zaman üzücü gerçekçiliğine gölge düşürmemek için dünyadaki en iyi makyaj teknisyenleri ile çalışması gerektiğine inanmaktadır.

Aktör James Caviezel çekim boyunca her gün yedi saat süren bir makyaja katlnamak zorunda kalmıştı.



YAPIM HAKKINDA

“Sizler benim dostlarımsınız, ve bir insanın dostları için sahip olabileceği en büyük sevgi
onlar için hayatını verebilmesidir.”


Roma, insanlık tarihinin yüzyıllar boyunca taş, mermer ve resimlerle yoğrulan beşiğidir. Oscar Ödüllü ®-yönetmen Mel Gibson İsa'nın son gününün geçtiği çok daha eski bir şehir olan Jerusalem'i bu şehirde The Passion of the Christ için tekrar yarattı.

“The Passion” kelimesi Latince'den alınmıştır ve ızdırap çekmek anlamının yanı sıra derin ve yüce sevgi anlamına da gelmektedir. Filmin bu ismi almasının bir diğer sebebi ise kelime olarak İsa'nın son 12 saati boyunca onu ve insanları kurtarmak için çektiği acı veren olaylar anlamına gelmesidir. Dört ayrı incil'de de bu kelime aynı anlamda kullanılmış ve dillere sözlük anlamlarından biri olarak 2000 yıl boyunca yerleşmiştir. The Passion geçtiğimiz yüzyıl boyunca her tür sanatçıyı etkilemiş, sayısız Batı'lı ressama ilham vermiş ve yüzyılın ilk sinema örneklerine konu teşkil etmiştir.

Thomas Edison'un zamanındaki ilk sessiz filmlerden başlayarak sinema yapımcılarını ve yönetmenlerini etkileyen konu; 1927'de Cecil B. DeMille'in yönettiği ilk epik tretman olan The King of Kings'de İsa'nın yaamını ve ölümünü anlattığı sessiz filminin de içeriği olmuştu. Daha sonra 1953'te , 20th Century Fox başrolünü Richard Burton'ın oynadığı The Robe adlı filmde yeni CinemaScope teknolojisini kullanırken yine konu olarak çarmıha gerilmeyi işledi. 1960'larda İncil'den uyarlanan epik hikayeler The Greatest Story Ever Told ile binlerce figüranın rol aldığı muhteşem seyirliklere dönüştü.

Aynı yıllarda İtalyan sinema ustası Pier Paolo Pasolini konuya çok daha yeni bir bakış açısı ile yaklaşarak The Gospel According to St. Matthew, filminde profesyonel olmayan oyuncuları tamamen İncil'den alının bir dille oynatarak belki de kariyerinin en başarılı çalışmasını gerçekleştir. 1970'lerde ise, The Passion o yılların kültürürne uyarlanan yeni bir versiyonla müzikallere konu oldu; Godspell ve Jesus Christ Superstar bu yılların ürünleri oldular. Daha yakın geçmişte ise yönetmen Martin Scorsese İsa'nın son günlerini konu alan The Last Temptation of Christ filminde bu kez kendi sinema merceği ile İsa'yı anlattı.

Fakat bugüne dek hiç bir sinemacı bu hikayeyi bir kurban edilme hikayesi olarak algılayarak bu kadar yoğun bir sinema dili ve gerçekçilik ile ortaya koymadı. Mel Gibson için böyle bir film yapmak uzun ve yıllar süren bir rüyaydı. Bu film onun ve ona bu filmde yardım eden Icon prodüksiyon firması ortakları olan Bruce Davey ve Steve McEveety'nin de tutkularının gerçeğe dönüşmesiydi.

Gibson Kutsal kitap ve onun etrafında olan olaylarla ilgili araştırmalarına 12 yıl önce başlamış. O günlerde manevi bir krizde olan ve bu kriz sonrası kendi inançlarını sorgulamaya başlayan oyuncu ve yönetmen insanoğlunun acı çekerek, affederek bir bedel ödediğini ve bununla ruhunu iyileştirdiğini algılamış. 13üncü yüzyıl İskoçya'sını anlattığı Oscar®-ödüllü filmi Braveheart'tan sonra kalbinin sesini dinleyerek sanatı bu yolda kullanmaya karar verir. Modern film teknolojisini , özellikle günümüz sinemasının gerçekçi sinematografik çalışmalarını ve yapım tasarımlarını konusu The Passion olan bir filmde ortaya koymayı istemiştir..

Gibson senaryoyu Benedict Fitzgerald ile birlikte yazmış ve dört büyük İncil'i kaynak almışlardır.
Bu karardan sonra ise Gibson özellikle fiziksel gerçekçiliği anahtar olarak kullanmaya karar vermiş ve kurban etme sahnesinin nasıl büyük duygular taşıdığını ve içindeki korku ögelerini de birebir sinemaya uygulamış. " Filmin taşıması gereken lirik ögelerini, sevginin yarattığı güzel duyguları da bu gerçek acı içinde kaybetmeden perdede görebilmeliyiz diye düşünmüştüm. Çünkü bu gerçek bir sevgi, umut ve inanç hikayesiydi... Tabii bu benim bakışımdı ve bana göre gelmiş geçmiş anlatılabilecek en büyük hikayeydi....”


ARAMIC – ESKİ DİLLER HAYATA DÖNÜYOR

Yönetmen olarak Mel Gibson’nın film hakkındaki ilk kararlarından biri The Passion of The Christ filminde İsa'nın olayların geçtiği 2000 yıl önce gerçekte hangi dili konuşuyorsa aynı dili konuşmasını sağlamaktı. Bu dil günümüz dil bilimcilerinin Aramic adını verdiği Sami dilinin bir lehçesi olan ve İbranice'ye yakın olduğu anlatılan ölü dillerden biridir.Her ne kadar dil bilimciler Aramic için ölü dil deselerde Orta Doğunun bazı bölgelerinde çok küçük bir insan topluluğu tarafından ufak dialekt farklılıkları ile kullanılmaktadır. Aramic o yıllarda tıpkı günümüzde İngilizce'nin yüklendiği gibi bir eğitim dili olma görevini yüklenmiş ve yaygın konuşulan dil haline gelmiştir.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nicolascage.forumfreek.com
yesim
O Bir Star
O Bir Star
avatar

Mesaj Sayısı : 1017
Nerden : sivas
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: Geri: tutku:hz.isa'nın çilesi   20/7/2008, 10:28 am

KAMERA ARKASI

Mel Gibson en başından beri The Passion of The Christ filminde başrolü oynayacak oyuncunun olabilecek en yüksek düzeyde dini bilgiye sahip ve İsa'nın ruhunu anlamaya yönelik biri olması gerektiğine inanıyordu.

Araştırmalarını Gibson'ı en son The Count of Monte Cristo filminde izlediği James Caviezel'e yönelendirdi. Özellikle oyuncunun insanı delip geçen bakışları, saydam ifadesi Gibson'ı İsa için anlatmaya çalıştığı ruh halindeki sevginin ve halis sessizliği sergileyebilecek bir yüz olduğuna inandırmıştı.

Caviezel yapılan teklifle korkmuş fakat bir yandan da enerji kazanmıştı. Böyle bir role üstelik de İsa'nın tam öldüğü yaş olan 33 yaşında teklif edilmesi katolik olan oyuncuyu kendi iç yolculuğuna çıkarmış ve İsa için o güne dek ettiği tüm duaları derinden hissetmesini sağlamıştı.

Fakat hiç bir şey filmin çekimlerine başlandığında yaşayacakları hakkında onun için bir hazırlık olmamıştı. “Çekimler boyunca her gün bana bağırılıyor, taşlanıyor, dövülüyor, ağır bir çarmıhı sırtımda buz gibi bir havada metrelerce taşıyordum. Ama çektiğim eziyetlerin tümü böyle bir role değer diye düşünüyordum”.

Caviezel çekimler boyunca Roma'lı askerlerin yapmış olduğu eziyetlerin izlerini vücudunda taşımak zorundaydı. Her gün kamçılanmış ve etleri ayrılmış bir vücutla çekimlere devam etmesi gerektiğinde saatler süren makyaja katlanması gerekiyordu. Fakat günler süren çekimler aktörün vücuduna yapılan makyaj yüzünden tüm sırtı su toplayarak kıpırdamasını bile engelleyecek yaralara sebep oldu.

İki haftadan uzun süren çarmıha gerilme sahnesi boyunca gerçekçiliğini yitirmemesi için gerçek ağırlığında (70 kilo ) bir çarmıhı yaralı sırtında taşımak zorundaydı. Bu arada İtalya'da zorlu bir kış yaşanmaktaydı ve oyuncunun tüm diğer oyuncular gibi üzerinde incecik el dokuması kumaşlardan yapılma kostümü vardı. Oyuncu soğuk yüzünden çekimler boyunca bir kaç kez yüksek ateş nöbeti geçirir. Sıklıkla soğuktan konuşamaz hale gelir ve dudaklarına konuşabilemsini sağlamak için sıcak su torbaları ile masaj yapılmak zorunda kalınır.

Caviezel için herşey ateş ve buzdur. Çekimlerin en ilginç olaylarından biri de çıkan bir fırtınada yardımcı yönetmen Jan Michelini ile birlikte üzerlerine yıldırım düşmesidir. Michelini’nin şemsiyesine çarpan yıldırım oradan atlayarak Caviezel'i bulur. Şans eseri her ikisi de ciddi yaralar almadan kurtulurlar.

Çekimler boyunca tüm bunlara ek olarak ciğerleri enfeksiyon alan, omuzu çıkan ve vücudunda sayısız yara ve kesik oluşan oyuncu “eğer bunlara dayanmasaydım acı çekmek yeterince gerçek olmayacaktı... Ve her şey gerçek olmalıydı... tıpkı İsa'nın yaşadıkları gibi...”diyor.




OYUNCULAR HAKKINDA

JAMES CAVIEZEL (İSA) Washington eyaletinde doğup büyüyen Caviezel sporcu bir aileden gelmektedir. Kendisi de uzun yıllar sporla ilgilenen genç oyuncu, sakatlık geçirdiğinde ilgi alanını değiştirerek sahne sanatlarına yönelir. İlk rolü Frank Sinatra'nın bir müzikal çalışması olan l Come Blow Your Horn'dur.. 1980'lerde Los Angeles'a taşınan oyuncu garsonluk yapmakta ve film sektöründe rol kapmaya çalışmaktadır.

Murder, She Wrote ve The Wonder Years gibi TV dizilerinde küçük rollerde seyirci ile tanışan Caviezel ilk filmi olan Gus Van Sant'ın My Own Private Idaho (1991)da İtalyan bir göçmeni canlandırır. Diggstown (1992), Lawrence Kasdan'ın Wyatt Earp (1994), G.I. Jane (1997) gibi filmlerde küçük roller alan oyuncu eleştirmenlerin de dikkatlerini çekmeyi başarır.

Onu uluslararası çapta tanıtan rolü ise Terrence Malick’in The Thin Red Line (1998) filmindeki Er Witt karakteridir. Filmde başrolleri Sean Penn, Nick Nolte ve Adrien Brody paylaşmışlardı. Caviezel'in fiziksel ve ruhsal gücü oyuncuyu daha sonra aksiyon dramlara yöneltmiştir. Ang Lee’nin Sivil savaşı anlatan filmi Ride With the Devil (1999), Gregory Hoblit’in ustaca yapılmış gerilim filmi Frequency (2000), bunlar arasında sayılabilir. 2001 yılında başrollerini Jennifer Lopez ile paylaştığı Angel Eyes, Kevin Reynolds’ın bir Alexandre Dumas klasiğinden adaptasyonu olan The Count of Monte Cristo (2002), Carl Franklin’in bir mahkeme filmi olan High Crimes (2002) oyuncunun diğer filmleridir.

Caviezel’in İsa rolü için seçilmesinin en önemli sebebi oyuncunun bu rolü gönülden oynamak istemesi ve her tür fiziksel ve ruhsal hazırlığı çekimlerin başlamasından aylar önce başlamasıdır.

2004'te James Caviezel Robin Williams ve Mira Sorvino ile Omar Naim’in Final Cut ve Claire Forlani ve Jeremy Northam ile Rowdy Harrington’ın Stroke of Genius filmlerinde de rol almıştır...

MAIA MORGENSTERN (Mary) Romanya'lı tiyatro oyuncusu Bükreş Film ve Tiyatro Akademisi mezunudur. Piatra Neamt Ulusal Tiyatrosu (1985-1988), State Jewish Theatre (1988-1990) National Theatre (1990-) çalıştığı tiyatrolardır. Tiyatro sahnesindeki çalışmalrı ile iki büyük ödül alan oyuncu;1992'de Stars of Tomorrow Award ve 1993'te En iyi kadın oyuncu dalında Felix Ödülü'ne layık görülmüştür. İlk filmini 1983'te Maria Callas Dinescu’nun Prea cald pentru luna mai ile yapmış, ardından bir çok Romanya yapımı filmde rol almıştır. Bunlar arasında ; Roger Christian’ın Nostradamus (1994), of Márta Mészáros'un The Seventh Room (1995) ve Theo Angelopoulos’un Ulysses’ Gaze (1995) sayılabilir. Morgenstern The Passion of The Christ'tan hemen önce Lucian Pintelle’in Balanta (The Oak Tree, 1992) ve János Szász’ın Witman fiúk (The Witman Boys, 1997) filmlerinde de rol almıştır.

MONICA BELLUCCI (Mary Magdalene) İlk uluslararası performansı 2000 yılında rol aldığı Giuseppe Tornatore'nin Malèna filmi olan genç oyuncu aslında o yıla dek çoktan Avrupa'nın yakından tanıdığı bir yüz olmuştu. Henüz hukuk fakültesinde öğrenciyken Avrupa'nın en güzel yüzü seçilmiş ve Dolce & Gabbana için rol aldığı siyah beyaz reklam filmi ile dünyayı kendisine hayran bırakmıştı.

1990 yılında yapımcı/yönetmen Dino Risi Bellucci'ye Vita Coi Figli (Life With Sons) adlı TV dizisinde rol vermiş ardından ilk sinema filmi olan Francesco Laudadio’nun La Riffa (1991)'da modellikten oyunculuğa geçiş yapmıştı. 1996 yılında rol aldığı Fransız gerilim filmi The Apartment'da oyunculuk yeteneğini ispat etmiş ve Fransızların Oscar ® Ödülü olarak kabul edilen Cessar Ödülüne layık görülmüştür.

Francis Ford Coppola'nın Bram Stoker’s Dracula (1992), Gene Hackman ve Morgan Freeman ile birlikte rol aldığı Stephen Hopkins’in Under Suspicion (2000) ve bir Luc Besson yapımı olan Le Pacte des Loups (Brotherhood of the Wolf) ise rol aldığı diğer filmlerdir. 2003 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan Gaspar Noé’nun Irréversible (2003) ve başrolünü Bruce Willis ile paylaştığı Antoine Fuqua’nın Tears of the Sun ise geçtiğimiz yıl rol aldığı filmlerdir.

Monica Bellucci’ Wachowski Kardeşlerin The Matrix Reloaded ve The Matrix Revolutions filmleri ile göz doldururken She Hate Me ve The Brothers Grimm filmlerinde de eleştirmenlerden tam not almayı başarmıştır.

MATTIA SBRAGIA (Başrahip Caiphas) Nipoti Miei Diletti (1974), Ritratto Di Borghesia In Nero (1977), La Dame Aux Camélias (1981), Storia Di Ragazzi E Di Ragazze (1989), The Year of the Gun (1991), Only You (1994), The Golden Bowl (1999), Heaven (2001), The Order (2003), The Train (1990), The Count of Monte Cristo(1998)

HRISTO NAUMOV SHOPOV ( Vali Pilate)Dishay, choveche (Breathe, Little Man!, 1981), Lyubovnoto Lyato na edin Lyokhman (Love-Summer of a Schlep, 1990), Requisite (2000), Octopus (2000), Mindstorm (2000), Interceptor Force 2 (2002) and Alien Hunter (2003), The Grey Zone (2002),

CLAUDIA GERINI (Claudia Procles, Pilate’ın Eşi) Roba Da Ricchi (Rob the Rich, 1987), Fuochi d'artificio (Fireworks, 1997), Viaggi di Nozze (Wedding Journeys, 1995), Sono pazzo di Iris Blond (I’m Crazy About Iris Blonde, 1996), Deceit(1998), La Playa de los Galgos (Beach of the Greyhounds, 2002) Under the Tuscan Sun (2003), Non ti muovere (Don’t Move, 2004)

LUCA LIONELLO (Judas Iscariot) The Devil in the Flesh (1986), Paprika: Life in a Brothel (1989), La Banda (The Squad, 2000-TV)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nicolascage.forumfreek.com
yesim
O Bir Star
O Bir Star
avatar

Mesaj Sayısı : 1017
Nerden : sivas
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: Geri: tutku:hz.isa'nın çilesi   20/7/2008, 10:29 am









Filmin Künyesi
Yönetmen: Mel Gibson
Senaryo: Benedict Fitzgerald, Mel Gibson
Görüntü Yönetmeni: Caleb Deschanel
Kurgu: John Wright
Müzik: John Debney
Yapımcı: Bruce Davey, Mel Gibson
Yapım yılı ve ülkesi: 2004, ABD
Tür: Dram
Süre: 127 dakika
Orijinal Dil: Aramice-Latince (İngilizce altyazılı)

Oyuncular:
James Caviezel (Jesus)
Monica Bellucci (Maria Magdalena)
Claudia Gerini (Pilatus’un Karısı)
Maia Morgenstern (Meryem)
Francesco Cabras (Gesmas)
Rosalinda Celentano (Şeytan)
Sergio Rubini (Dismas)
Toni Bertorelli (Annas)
Luca Lionello (Judas)
Giovanni Capalbo
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nicolascage.forumfreek.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: tutku:hz.isa'nın çilesi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
tutku:hz.isa'nın çilesi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ertan Saban :: Müzik-Şiir-Hikaye-Sinema-Tiyatro :: Sinema-
Buraya geçin: