Ertan Saban

Adını süleyim isteymisın?
 
AnasayfaPortailSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:14 am

Çağan Irmak, yeni filmi "Issız Adam"da metropol yaşamına yelken açıyor.
"Babam ve Oğlum"da taşra yaşamının sıcaklığıyla izleyicileri gözyaşına boğan, "Ulak"ta geçmişten günümüze bakan usta yönetmen Çağan Irmak, yeni filmi "Issız ADAm"da metropol yaşamına yelken açıyor. İzleyicileri hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film bekliyor.

"Mustafa Hakkında Her şey"de hayatın bize söylediği yalanlardan bahsederek, "Babam ve Oğlum"da Ege’li bir ailenin içinden bakarak, "Ulak"ta hikâyelere inanarak yaşadığımız dünyayı bizlere anlatan usta yönetmen Çağan Irmak, yeni filmi "Issız Adam"da öyküsünü bir metropolden yazıyor...




Çekimlerine başlanan filmin teması hakkında tanıtım bülteninde şu yorum yapılıyor: "Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film. Metropol kalabalığı içinde yaşarken farkında olmadığımız, kaybettikten sonra değerini anladığımız insanlara, günlere ve daha birçok şeye dair buruk ama yine de umut dolu bir hikâye."

Yapımcılığını Most Production'ın üstlendiği filmde, "Ulak"ta da oynayan Cemal Hünal, "Elmas" ve "Köprü" dizilerinden tanıdığımız Melis Birkan, yine bir Çağan Irmak projesi olan "Kabuslar Evi"nde rol alan, "Menekşe ve Halil"in Zarife ninesi Yıldız Kültür, genç yetenek Gözde Kansu ve "Asmalı Konak", "Çemberimde Gül Oya" dizileriyle yıldızı parlayan Goncagül Sunar rol alıyor.

Irmak daha önceki filmlerinde olduğu gibi "Issız ADAm"da da hem senaryo yazarlığını hem de yönetmenliği üstleniyor. Çağan Irmak şehre döndü
Bu aşçı çok konuşulacak

Filmin kahramanı ünlü bir aşçı ama fazlasıyla sadist ve karanlık bir insan. Kiraladığı fahişeleri seviştikten sonra dövüyor vs... İşte merakla beklenen filmin öyküsü: Alper 30’lu yaslarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken... Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.

Ada 20’li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper’in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu’nda dolaşırken Alper ile ayni kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Ada’nın aradığı kitabı bulmuştur. İlk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada’nın işyerine kadar devam eden takip, Alper’in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada’ya vermesiyle son bulur.

Ada ve Alper'in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içersinde Ada’ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper’in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere... Ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır...
HÜRRİYET

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:15 am

Çağın hastalığı


Çağan Irmak’ın “Issız Adam” filminin setine yaptığım ziyaret son derece enteresan oldu benim için. Çünkü bu aralar bizim kuşaktan üç kadın biraraya gelince ne konuşuyorsa, vardı orada.
Bir türlü oldurulamayan ilişkiler, sorumluluktan, bağlanmaktan, hatta her şeyin iyi gitmesinden bile deli gibi korkan erkekler ve yalnızlık... Derin ve büyük bir yalnızlık. Çağan Irmak’ın geniş perdede daha da vurgulamak istediği küçücük insanın koskocaman yalnızlığı...

Ayrılık sahnesi
Çok hazin bir ayrılık sahnesiydi izlediğimiz. Hüngür hüngür ağlayıp haykırarak ağzına geleni söyleyen bir kız ve orada değilmiş gibi dikilip hiç tepki vermeyen bir adam. Belli ki tek isteği bu trajedinin bir an önce sona ermesi, kızın o evden sonsuza dek çıkıp gitmesi...
Ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edecek, eskort kızlardan, yüzeysel ilişkilerden mütevellit şahane hayatına. Bir an durup düşünmeden, mutlu olup olmadığını bile sormadan kendisine... Sevgisizlik kol geziyor, biz eğleniyoruz, hadi bakalım...

Değişen erkekler mi?
Çağan Irmak’la uzun uzun bu durumun nasıl da bu çağın derdi olduğundan konuşuyoruz, bu kuşağın devirle birlikte çok da değişmemiş iki temsilcisi olarak. Hâlâ o bu konuyu anlatacak bir film çekmek istiyor, ben de bunu yazmaya gerek duyuyorum çünkü...
Ben kendi tarafımdan bakarak “Bu devir bir tek erkekleri mi değiştirdi?” diye soruyorum... O, “Bunu senin yorumun olarak çok doğru kabul ediyorum.” diyor.
Aynı şeyi Melis Birkan’la tartışıyoruz az sonra. 20’li yaşlardan aklı başında bir genç kadın olarak o, erkekleri değiştirenin yine kadınlar olduğu kanatinde.

Eski aşklar
“Eski aşklar yok çünkü kimse emek vermiyor, sabretmiyor, beklemiyor” diyor. “Kadınlarda gözlediğim bir şey var, hızlandı her şey. Olmadı mı, boşver, önemli olan sensin, yaşa hayatını gitsin. O olmadı mı, dön arkanı buna bak, aa o da sana bakıyor, ne kadar güzel. Bu da mı olmadı, öbürüne bak.”
O kadar tanıdık ki bu cümleler, hayatımdaki birçok yüz resmi geçit yapıyor Melis’i dinlerken. “Değer mi bu çabaya!” diyorlar, “Boşver, ne uğraşacaksın, o düşünsün” diyorlar, “Çivi çiviyi söker” diyorlar... Diyorlar da diyorlar. Aman üzülmeyelim, kırılmayalım, hayat su gibi aksın gitsin, bize değmesin.
Ve evet, ondan sonra da eski aşklar niye kalmadı diye düşünüyoruz hep beraber. Çünkü sıkıntılarla birlikte mutluluklar da, heyecanlar da o suda akıp gidiyor, bize değmeden.

Denge bozuldu
Melis devam ediyor bir yandan: “Böyle davranarak erkekleri daha da tembelleştiriyoruz. Hangi kadın ona geliyorsa kabul ediyor, gelmeyene tamam diyor devam ediyor. Erkeğin doğasında uğraşmak vardır ya, bir şekilde peşinden koşmak, e koşturmadığınız zaman onların kimyasını bozuyorsunuz.”
Evet sanırım piyasa dengesini bozmuş durumdayız, arz fazlası yaratarak. “Hırsızın hiç mi suçu yok?” demek istiyorum tabii ama biz en azından kendimizi sorgulayarak başlayabiliriz işe.
Zaten “Filmin adı Issız Adam ama ben biliyorum ki buna gene kadınlar gidecek...” diyor Çağan Irmak.
Halbuki erkekler de gitse keşke değil mi?
Kahkahalarla geliyor yanıt: “Bunu senin dileğin olarak kabul ediyorum.”

Milliyet

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:17 am

Çağan Irmak, duygusal konuları anlatmadaki başarısını “Issız Adam” ile sürdürüyor

Taşradan büyük şehire gelmiş iki gencin, sonuna kadar yaşanmamış aşkını, izleyiciyi yüreğinden yakalayan bir duygu seli içinde anlatan Çağan Irmak, son yılların en güzel aşk filmlerinden birine imzasını atıyor. Genç yönetmen, filmin başında esir aldığı izleyiciyi, sıcaklığını ve canlılığını koruyan bir sinema diliyle, bir hüzün çağlayanına sürüklüyor, tokat gibi çarpan bir final ile göz yaşlarına boğuyor.
Ölümsüz aşk ve sonsuz sevgiye inanan romantik izleyicilere bu film ilaç gibi gelecek. Melis Birkan’ın oyunculuğu birinci sınıf

Bir melankoli fırtınası

Duygusal konuları anlatmadaki başarısını “Babam ve Oğlum” ile kanıtlayan yazar-yönetmen Çağan Irmak, “Issız Adam” ile dokunaklı ve romantik konulardaki hünerini ortaya koyuyor.

Taşradan büyük şehire gelmiş iki gencin, sonuna kadar yaşanmamış aşkını, izleyiciyi yüreklerinden yakalamayı başarmış bir tonla anlatan Çağan Irmak, son yılların en iyi aşk filmlerinden birine imzasını atıyor.

Tarsus’tan gelip İstanbul’da başarıyı yakalamış, zevkler peşinde hayatını hızla tüketmiş 30’larındaki Alper ile İstanbul’da tekdüze, sakin bir hayat yaşayan, güleryüzlü, modern, genç, güzel, delifişek Bursa’lı genç kız Ada’nın ziyan edilmiş aşk öyküsünü anlatan “Issız Adam”da, Çağan Irmak aşk filmleri formatına yenilik katıyor.

Genç yönetmen, filmin başında esir aldığı izleyiciyi, sıcaklığını ve canlılığını koruyan bir sinema diliyle, bir hüzün çağlayanına sürüklüyor, tokat gibi çarpan bir final ile göz yaşlarına boğuyor.

Tempolu, canlı, kıpır kıpır işlek bir sinematografi eşliğinde, bir melankoli fırtınasına kapılan izleyici, kapıldığı duygu selinden kolay kolay kurtulamıyor.

Büyük şehrin kalabalığı içinde yalnızlığını anlamayan taşralı bir gencin, varlığını bilmediğini aşk duygusunu ilk kez tadınca yaşadığı ikilemi, bocalamayı, korkuyu dile getiren film, insanın içini acıtan, üzen, yüreğini yaralayan, ağlatan bir final ile noktalanıyor.

KIRIK BİR AŞK ÖYKÜSÜ

Bu görkemli aşk filmi, ölümsüz aşka ve sonsuz sevgiye inanan romantik izleyicilere ilaç gibi gelecek.

Aşktan kaçılamayacağı bilincinden yoksun, kendisini ıssız bir adanın içine hapseden, yalnızlık tutkusunun esiri Alper ile, mutluluğu yanlış bir kişide arayan talihsiz Ada’nın öyküsünü, Çağan Irmak, kader ırmağını andıran bir dille anlatıyor.

Bir ilişkiyi yürütmek için kendini zayıf, beceriksiz hisseden Alper, hiç hak etmediği sevecen, güzel Ada’yı bencil ve mozoşist duyguları yüzünden kaybediyor.

Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanlardan inandırıcı ve ilginç bir portre sunan “Issız Adam”, hedefini 12’den vuran bir film.

Aşçılık merakını geliştirip Beyoğlu’nda lüks bir restoran açan Alper (Cemal Hünal), hayatı dolu dolu yaşayan, bir kadına bağlanmaktan kaçan, tek gecelik paralı ilişkiler, grup seks ve esrar peşinde koşan, bu günlük zevkler yüzünden heyecan ve mutluluğu hissedemez olduğunun bilincine varamamış bir insandır.

Akademide güzel sanatlar öğrenimi gördükten sonra, sinema çevrelerine takılan, film ve dizilerde çalıştıktan sonra çocuklara kostüm dikerek hayatın kazanan Bursa’lı Ada (Melis Birkan) beyaz atlı prensini arayan romantik bir genç kızdır.


BİR BEYOĞLU GÜZELLEMESİ


Bir kitapçıda rastladığı, kendisine asılan Alper’in tehlikeli bir tip olduğunu anlayan Ada, yaşayacağı bir ilişkinin mutluluğunu bozacağının bilincinde, kendisini tersliyor. Pes etmeyen genç adam, iş bitirici ve karizmatik kişiliğinin verdiği avantaj ile randevu koparmayı başarıyor. Ne olup bittiğini anlayamadan, ikili kendilerini tutkulu bir aşkın içinde buluyor.

Hayatında ilk defa parasız bir seks ilişkisi yaşayan, bir kadına sarılarak uyuyan Alper, Tarsus’tan gelen annesini (Yıldız Kültür) de sevgilisine tanıştırınca işin evliliğe doğru gittiğini zannediyoruz.

Birisine bağlanmaktan, ömür boyu birlikte yaşamaktan korkan Alper, ansızın ilişkiyi bozup bitiriveriyor. Bu tarz davranışları sergiliyen, bağlanma korkusu kompleksiyle, kendi ve karşısındakinin hayatını zindan eden erkek psikolojisini, senaryosunda iyi işleyen Çağan Irmak, kadınlardan yana bir film yapıyor. İnsan ilişkilerini derinlikli anlatırken, senaryosunda klişelere yer verme zaafına kapılması, zaman zaman melodramın tuzaklarına ve mantık zorlamalarına düşmesi, temponun düşmesi ile Çağan Irmak, “Issız Adam” ile bir başyapıt yaratma fırsatını kaçırıyor.

Ancak canlı, akıcı ve espirili anlatımıyla, mekan kullanmadaki ustalığıyla, nostaljik parçalarda oluşan müziği filmin dokusuna iyi yedirmesiyle, özenli mizanseniyle, genç oyuncularından iyi verim almadaki başarısıyla, Çağan Irmak hayranlığımızı kazanıyor.

“Üç Maymun”da harikalar yaratan görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, bu filmde gizli kamerayla çektiği görüntülerle bizlere bir Beyoğlu güzellemesi sunuyor.

Çağan’ın bir önceki filminde de oynayan iki başrol oyuncusundan (“Barda”daki usta işi performansıyla dikkati çeken) Melis Birkan’a hayran kaldık. Genç oyuncu ayrılma sahnesindeki ağlama sekansı ve finaldeki oyunculuğu birinci sınıftı. 45 yıllık deneyimli tiyatrocu Yıldız Kültür, kısacık rolündeki mükemmel performansıyla filme çok şey katıyor.

Çağan Irmak’a tavsiyemiz, “Mustafa Hakkında Her Şey” gibi sıradan polisiyeler, zamansız ve mekansız Ulak’taki fantastik dünya denemeleriyle vakit kaybetmesin. İnsan ilişkilerini anlatmadaki hünerini, duygulara seslenmesindeki becerisini, yeni aşk filmlerinde sergilemeyi sürdürsün, yeter.

Kırık bir aşk hikayesi anlatan “Issız Adam”ı seyretme zevkinden kendinizi mahrum etmeyin. Ama giderken, mendillerinizi yanınıza almayı ihmal etmeyin.


Viktor APALAÇİ

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:17 am

Alper’e yalan söylemişler...

Çağan Irmak’ın son filmine layık bir seyirci olamadım korkarım. Olamadığım gibi, sineması hakkındaki merak defterini de kapattım. Üç film yeter. Biseksüel ve fakat ‘alta yatmayan’ (aferin ona!) Alper’in ruh taşrası, kendine kilitlenmişliği beni çok, çok sıktı. Bunun uzantısı olarak içinde yaşadığı ve ‘dünya’ sandığı klişe Beyoğlu’nun şirinliği gözümü yordu.
70’ler Türk popu, havuçlu kek, titrek sevdalar ve kendine acımalardan inşa edilmiş iç dünyası içimi bayılttı.
‘Issız Adam’ modunda devam edeyim; Irmak’ın taşra kökenli genç erkekleri yakıcı gözyaşlarına boğulduklarında bundan farklı bir şey çıkar sanmıştım bir zamanlar. Kusursuz bir film olmasa da ‘Mustafa Hakkında Herşey’de benzerlerinden değişik bir tad vardı; suçluluk, kabus ve kefaret arzusu... Hem itiraf isteği hem de sevilme talebi bir aradaydı o garip filmde. ‘Uzak’ın ruhsuz fotoğrafçısında, ‘Yumurta’nın somurtuk şairinde olmayan, ‘kabuslarımla birlikte buradayım, sevin beni!’ gibi bir şey. (Umut Tümay Aslan’ın Türk sineması hakkındaki mükemmel kitabı ‘Bu Kabuslar Neden Cemil?’ tarzında.) Ne çare ki, gel zaman git zaman, Çağan Irmak filmlerinin dünyasında sevilme isteği (özellikle çocuklarla temsil edilen) ağır bastı. ‘Babam ve Oğlum’da gözyaşı seli oldu, ‘Ulak’da peygamber sözü kılığına büründü. ‘Issız...’da ise gecikmiş bir ergenlikte ve özenti ‘güzellikler’den oluşan bir kentlilik fikri içinde donup kalmış. Neydi filmdeki şu şahane cümle? ‘Donmak üzeresin, tatlı bir uykuya kapılıyorsun, halbuki öldüğünün farkında değilsin.’ Aynen öyle. Çağan Irmak’a, belli bir iç pazara hitap eden, eli yüzü düzgün tabir edilen filmlere gözyaşı dökecek seyirciyle birlikte iyi uykular dilemeli. Melekler onlara ‘Bana Yalan Söylediler’ terennüm etsin... (Alper’e kim yalan söylemiş acaba? Kendi kendisi?)

FATİH ÖZGÜVEN/RADİKAL

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:18 am

‘Issız Adam’ı tanımak...

FİLMİN adını yanlış okumuş ya da “Yanlış yazmışlar!” diyebilirsiniz.
“Issız Adam” olur mu?
“Herhalde Issız Ada olmalı!” diyebilirsiniz, “Ya onlar (m) harfini koymayı unutmuş ya da ben (m) harfini atladım!”
Hayır, doğrusu bu, Çağan Irmak’ın son filminin adı bu...
Çağan Irmak denilince, akla gelen ilk film “Babam ve Oğlum” olmaz mı?
Bir Anadolu kasabasından büyük şehre, İstanbul’a gelenin hikâyesi...
* * *
ALPER (Cemal Hünel) bu defa Ege’den değil, güneyden, Tarsus’tan gelmiştir. İstanbul’da yeni moda “Cafe Restoran”lardan birinin sahibidir, çocukluğundan beri yemek pişirmeye meraklıdır, babası tarla satarak ona sermaye vermiş, işyerini açmıştır. İlginç yemekler yapmakta, Tünel’in arka sokaklarında, Asmalımescit’teki “mekân” her gece dolmaktadır.
* * *
“DÜKKÂN” ne kadar düzenliyse “Alper” o kadar düzensizdir, ilişkisi olduğu bir kadın, sevgilisi yoktur seks ihtiyacını evine çağırdığı ya da gittiği “fahişeler”le gidermektedir.
* * *
AMA bir gün kitapçıda rastladığı “Ada”yı (Melis Birkan) tanıyınca çarpılır, yasadışı hayatın yerine bu aşkı koymak ister.
Kolay mı?
Hele “Alper” gibiler için...
Ne istediklerini bilmeyen, bildiklerini sandıkları sırada da korkup kaçan.
* * *
“ADA”, genç ve güzel bir kadındır, günümüzde sinema, televizyon dünyasında çok rastladığımız, marifetli ve becerikli kızlardan biri... İki yıl kadar sinema, televizyon çevrelerinde çalışmış, dizilerde görünmüş, bu işlerin kendisine uygun olmadığını anlayınca vazgeçmiş, Asmalımescit’te çocuklara tören ve bayram elbiseleri yapan bir yer açmıştır.
* * *
İKİSİ de bir kitapçıda, daha doğrusu eski adıyla bir “sahafta” karşılaşırlar. “Alper” genç kadının aradığı kitabı bir başka sahafta bulur, ama “Ada” burun kıvırır, “Ben ikinci el kitap arıyorum!” diye. Kitabın ilk sahibinin satıraltı çizikleri, sayfa kenarı notları onu ilgilendirmektedir.
“Alper”‘in merakı da eski plaklardır, “45’lik”ler, “33’lük”ler, hele bir de Nil Burak olursa...
* * *
AŞK başlar ve sürer. Büyük şehrin aşkları artık böyledir, seks, ulaşılacak en son basamak değil, her an istedikçe, uygulanan bir kavramdır.
Para verip yattığı “fahişeler”le türlü fanteziler yapan “Alper” sevgilisi karşısında beceriksizdir.
* * *
VE bir gün noktayı koyar:
“Ben bırakıyorum!”
Niçin, neden?
“Alper” gibilere bunlar sorulmaz, ne istediğini ya da ne istemediğini bilenlerden değildir.
“Ada” bunun böyle olacağını başlarken bilmekte, fakat kendisine bile itiraf edememektedir.
* * *
SONUÇ, “Issız Adam” bir aşk hikâyesidir.
Alışılmış bir hikâye olsa da Çağan Irmak, alışılmışı ilk defa anlatıyormuş gibi, “esas oğlan” ve “esas kız”la filme kişiliğinin, kimliğinin damgasını vurmaktadır.
* * *
“ISSIZ Adam” reklamlarında şöyle bir cümle var:
“Sen dizime yattın, ben bir hikâye anlattım ve sen büyüdün.”
Bü cümlede ne demek istendiğini, ancak filmi seyrettikten sonra anlayabilirsiniz. “Adam”ın “ıssız”ı nasıl olurmuş, tanıyacaksınız...

Hasan Pulur/MİLLİYET

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:19 am

Bir ayrılık senfonisi

Çağan Irmak dönüyor. Sinemaya dönüyor, Ulak gibi tarihsel bir denemeden sonra günümüze dönüyor, aşka dönüyor. Issız Adam, görkemli bir aşk hikâyesi.
Bir aşk hikâyesi günümüzde nasıl anlatılır, artık bir aşk filmi yapılabilir mi? Çağan Irmak da bu soruları sayısız kez kendi kendisine sormuş olmalı. Bu eskimiş türe, bu aşınmış duyarlılıklar kızağına yeni ne yüklenebilir? Özgün olması ve bunca filmden sonra, hala etkilemesi için? Çağan'ın yanıtı şu: Sonuna dek yaşanmamış, ziyan edilmiş bir aşk...
Tarsus'tan gelip yerleştiği İstanbul'da aşçılık merakını geliştirip gözde bir lokanta açan 30'larındaki Alper'in sloganı, hayatı dolu dolu yaşamaktır. Dolu ve hızlı... Lokantadan sonra gözde mekanlar, bar ve diskotekler kadın-kız tavlamak için kullanılır. Fazla da uğraşılmaz ve çoğu zaman, telefon başında bekleyen ve ücret karşılığı bir/birkaç saatlik zevk vermeye razı kadınlar tercih edilir. Ta ki günün birinde, Bursalı delifişek bir kız, kostüm dükkanı olan ve küçük çocuklara özel gün giysileri yaparak geçinen Ada hayatına girinceye dek... Temelde çok farklıdırlar. Belki tek ortak noktaları, ikisinin de hayatın sillesini ve ilişkilerin tokadını yemiş olmasıdır. Bu yüzden acılaşmışlardır, derileri gibi yürekleri de sertleşmiştir. Özellikle Alper'in bağlanmaya hiç niyeti yoktur. Acaba böylesine bir ilişkide çıkış yolu olabilir mi? Irmak, evet, aşk filmini bir ölçüde yeniliyor. Açılış ve kişiliklerin takdimi gayet hoş. Sonra işler biraz bozuluyor, hikâye duraksıyor, tempo düşüyor. Filmin naifliği göze batmaya başlıyor. Ama bunlar olurken, Irmak'ın çarpıcı bir son hazırladığını, finalin tokat gibi çarpacağını hissediyorsunuz.
Ve yönetmen sizi yanıltmıyor. Öylesine bir final ki bu, hüznün çağlayanına kapılıyor, sanki nefes alamıyorsunuz. Bir keder ırmağı, bir melankoli fırtınası... Bu finalle doğrulan film canlanıyor, diriliyor. Ve unutulmazlarınız arasına karışıyor.
Elbette başka şeyler de var, yazılması gereken... Örneğin film, aynı zamanda eski Türk pop müziğine ve eski albüm/45'liklere bir saygı duruşu gibi. Alper'in, ama aslında çok kişinin merak konusu olan eski albümlerin şaşırtıcı biçimde artan değeri söz konusu edildiği gibi, Sezen, Ajda, Nil Burak, Hümeyra veya Semiramis Pekkan'ın özenle seçilmiş şarkıları (ve de Michel Fugain'in Une Belle Histoire-Güzel Bir Öykü'sü) filmin dokusuna çok iyi yedirilmiş.
Film, ayrıca bir Beyoğlu güzellemesi.
Özellikle Galata Kulesi çevresindeki yenilenen, güzelleşen Beyoğlu. Ama, aynı zamanda, küçük dükkanları, eskici ve antikacıları, lokanta ve kahveleri ve de her meslekten küçük insanlarıyla, gerçek Beyoğlu, yaşayan Beyoğlu. Gerçi zaman zaman geziye çıkılıyor, Boğaz'a dek uzanılıyor.
Ama filmin yüreği baştan sona Beyoğlu'nda atmayı sürdürüyor.
İşte böyle bir film bu... Sabır gösterip, biraz geç gelen bir duygu seline kapılmaya hazır olanlar için... Yeni bir Özgü Namal gibi duran Melis Birkan'ı çok sevdim. Cemal Hünal konusundaysa sözü kadınlara bırakıyorum!

Sabah-Atilla Dorsay

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:20 am

Kuşağımın filmi: “Issız Adam”

Serinkanlı olmak zor “Issız Adam”dan bahsederken... Çünkü insanı heyecanlandıran bir film...

Kalbinizden yakalıyor, çılgın kalabalığın içinden alıp ıssızlığın ortasına bırakıyor sizi.

“Issız Adam”ı izlerken hissettiğim duyguları, Yaşar’ın son albümünde ya da Elif Şafak’ın romanında da hissetmiştim.

Kuşağımızın olgunluk çağının başladığı duygusuydu bu. Doğrusunu isterseniz, zor bir duygu: Gurur da var içinde, efkâr da...

Gurur duyuyorsunuz, çünkü akranlarınızın artık demini aldığını, asıl ürünlerini vermeye başladığını gösteriyor. Efkârın nedeniyse malûm, gençliğinizin el sallamaya başlaması...

İkisini de yaşadım “Issız Adam”ı izlerken.

Çağan Irmak’ın bir sanatçı olarak olgunluk çağına girdiğini gördüm. Küçücük bir hikâye ve sadece iki oyuncuyla kocaman bir iş yapmış. Kim bilir bundan sonra neler neler yapacak...

***


Filmdeki erkek ve kadın, kuşağımın iki yüzü...

Erkek sınıf arkadaşım, beraber gitar çaldığım, mahallede top oynadığım ya da çalıştığım biri olabilir. Öyle tanıdık bir kayboluşun içinde, savrulup gidiyor.

Kadınsa her şeye rağmen direnmek, hayatı kendi kozasında, dürüstçe yaşamak için çırpınanlara bir örnek.

Diyaloglar, müzikler, kitaplar, şakalar... Hepsi de bir parçası olduğum kuşağın dünyasından süzülüp gelmiş.

Büyüklerimizin “Özal kuşağı” diyerek burun kıvırdığı, küçüklerin aynı nedenle uzak bulduğu “arada kalmış”ların açmazını ne kadar güzel, nasıl da şefkatle anlatmış Çağan.

Üstelik kimseyi yargılamamış, bilgiçlik taslamamış, yönetmenlik gösterilerine gönül indirmemiş...

Sakin sakin, büyük bir olgunlukla anlatmış hikâyesini...

Her şeyiyle benim yaşıtlarımın öyküsü “Issız Adam”. İzlerken karşınızda sadece bir film değil, koca bir kuşağın hüznünü buluyorsunuz.


Tuna Kiremitçi/Vatan

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:21 am

Anlamazdın, anlamazdın

GEÇEN akşam Çağan Irmak'ın "Issız Adam" filmini seyrettim.Çok sevdim.

Bugün o filmi neden çok sevdiğimi anlatacağım.

* * *

Üstü açık Mustang araba her önümden geçtiğinde, aklıma Brigitte Bardot gelirdi.

Üzerinde kapri bir pantolon, başında eşarp, ayağında düz ayakkabılar...

1960'lı yılların ortalarıydı.

Alain Delon'un "Üç Arkadaş" ve "Batan Güneş" filmini henüz seyretmiştik.

Espadril ayakkabıları ilk defa o filmde görmüştük.

Düşük kemerli pantolon giyiyor ve yaldızlı parlak ince kemerler takıyorduk.

Bize tuhaf tuhaf bakmaları umurumuzda bile değildi.

İzmir'de kendimize suni ve küçük bir dünya kurmuştuk.

Alsancak, bizim ütopyamızdı.

Bedenimiz kenar mahallelere aitti, ruhumuzsa, mühendisliğini kendi yaptığımız bu hayal semtte volta atıyordu.

* * *

İlk Mustang arabayı, Alsancak'ta gördüm.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, o yıllarda İzmir'in en gözde gençlerinden biri olan Enis Berki'ye aitti.

Yanında, hep sarı saçlı genç bir kadın otururdu.

Üstü açık araba önümüzden geçerken, başına bağladığı eşarp arkaya doğru uçuşur ve bizler onları hayranlıkla seyrederdik.

Hayran olduğumuz şey neydi? Genç ve yakışıklı adamın yanındaki sarışın kadın mı?

Yoksa Mustang araba mı?

Yoksa hepsi mi?

Büyük bir ihtimalle, kurmak istediğimiz ütopya mahallesini en iyi anlatan film sahnesi bu olduğu için.

Enis Berki'nin yanındaki sarışın kadın Ayla Dikmen'di.

Geçen akşam, Çağan Irmak'ın filmini seyrederken, yine o kadın karşıma çıktı.

Sesiyle ve unutmaya başladığım o muhteşem şarkısıyla?

"Anlamazdın, anlamazdın

Kadere de inanmazdın?"

* * *

Issız Adam'ı çok sevdim.

Çünkü tıpkı benim gibi, kendine, sadece kendine ait bir şehir ve bir semt kurmuş.

Orada insanlar, New York'un "Village"inde yaşıyor.

Çirkin olan her şey mahalleden kovulmuş.

İnsanlar güzel, mekánlar harikulade.

Görüntüler sanki, bu çirkin dünyamıza hiç ait değil.

Para sıkıntısı yok, ekonomik kriz mahallenin girişinde kalmış.

Bu mahalle halktan kopuk, ama insanlardan hiç kopuk değil.

İnsana ait her şey yaşıyor bu mahallede.

Mahallenin anadili genç, esprili; hayatla alay ediyor, gırgır mı gırgır.

Kıyafetler de genç, modern insanların kurduğu küçük mekánlardaki sevişmeler de.

Ve eski Türk pop müziği şarkıları.

Ayla Dikmen'in "Anlamazdın, anlamazdın"ı.

Bu mahalle sakinleri bana çok akraba.

Yaşça küçükler, ama hepsi akranım.

Onları tek tek tanıyorum.

* * *

Yıllar önce İzmir'imde işte böyle muhteşem bir ütopya mahallesi yaratmıştım.

Kendimi o mahalleye kapattım ve bir daha hiç çıkmadım.

Nereye gitsem o mahalleyi hep yanımda taşıdım.

Başka mahallelerde olup bitenleri dışarıdan, bir yabancı gibi seyrettim.

Şuradan buradan kopuksun dediler, hiç umurumda olmadı.

"Benim mahallem burası, benim halkım bu, hepsini kendim yarattım, bu mahallede yaratan da benim, kulu da" dedim, yürüdüm gittim.

Benim mahallemin evleri güzel, kızlarının hepsi Brigitte Bardot'a benziyor.

Oğlanlarının hepsi espadril giyiyor.

Benim mahallemin her evinden güzel şarkılar geliyor.

Benim mahallem, ıssız adamların, onlara áşık kıpır kıpır, küçümseyen kadınların, aniden ayrılmaların, sonra buluşup ağlamaların mutena semti.

Benim mahallem, bu fani dünyanın katı ve acımasız gerçeklerinden kopuk.

O yüzden başımızı kapıdan çıkarmadan, bütün hayatımız boyunca buralarda yaşıyoruz.

* * *

O gece kimimiz biraz, kimimiz bayağı ağladık.

Mustang arabanın içindeki o sarışın kadını tekrar gördük.

Her saniye kuaförden çıkmış sarı saçları ve ağır makyajının altında hüzünlü bir yüzün yaşadığını orada fark ettik.

Film bitti ama hepimiz hálá onun şarkısını dinliyoruz.

"Anlamazdın, anlamazdın?"

İçimden bir ses diyor ki, Türkiye bu şarkıyı yeniden dinleyecek.

Mustang'ın içindeki o sarışın kadını tekrar hatırlayacağız.

Ve arkasından, "Onu çok iyi biliriz" diye sesleneceğiz.

Ütopya mahalleleri, filmini ve müziğini şimdi buldu.

Bu defa ıskalamamak lazım.



Ertuğrul Özkök / Hürriyet

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
psykhe
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 908
Kayıt tarihi : 14/04/08

MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   15/11/2008, 1:21 am

Issız Ada’m


Başlıkta hata yok, bilerek öyle yazdım.

Çünkü senaryoyu da yazan Çağan Irmak’ın bu kelime oyunu tesadüf olamaz.

Neden kızın adı Ayda, Ayla ya da Seda değil de Ada?

Herkesin yazdığı üzere film kalabalıklar içinde bir modern şehir erkeğinin ıssızlığını anlatıyor.

Ama diğer taraftan da aşık olduğu Ada var...

İşte delikanlı için tam da orası, "Issız Ada’m"...

Her şeyin yoluna girmeye başladığı, hayatın taşlarının yerine oturduğu, seksin içinde duygusallığın da olduğunu öğrendiği bir Ada...

Benim ıssız adam...

Çağan Irmak fragmanları ilk izlettiğinde "Yılın aşk filmi geliyor" diye yazmıştım.

Yanılmışım, yılın değil son yılların en iyi aşk filmi bu.

Birbirinin benzeri komedi filmlerinin çekildiği, bütün yapımcıların giderek aynı hatta girdiği bir dönemde bambaşka bir tarz, bambaşka bir tat bu...

Belki karakterleri yüzeysel değil derinlemesine gördüğümüz için...

Belki kendimize dair bir şeyler bulduğumuzdan...

Belki insani kaygıları, korkuları, sevgileri, sevinçleri son derece yalın anlattığından...

İyi geliyor insana bu film.

Beğenmediğim yönü yok mu?

Var.

Zaman zaman tavsayan hikaye, kızın ’gerçek sevişmeyi’ öğrettiği fazlasıyla didaktik sahnelerle parmağını gözümüze sokuyor Çağan...

Mesela çok daha iyi duygusal bir sevişme sahnesi beklerdim Çağan’dan...

Ama tüm bunlar devede kulak.

Damardan şarkılar, şık fotoğraflar çok modern, gerçekçi bir aşk hikayesi çıkarıyor ortaya.

Filmden kadınların "iyi oldu herife" duygusuyla çıktığını söylemeliyim.

Erkeklerin mi?

Ağızlarında buruk bir tadla...

Bu arada Çağan’ın böyle bir filmde starlarla çalışmaması da çok doğru bir karar olmuş.

Cemal Hünal ve Melis Birkan yerine aklıma gelen tüm ünlü oyuncuları koyuyorum koyuyorum, olmuyor.

Film bir anda tüm gerçekliğini yitiriyor.

Issız Adam’ın restoranı: Leblon

Issız Adam’ın başrollerinden birinde çok şık bir restoran var.

Alper’in (Cemal Hünal) her akşam iş bitişi merdivenlerine oturup bir kadeh şarap içtiği, el çırparak ’haydi şimdi yemek yapıyoruz’ diye işe başladığı bu mekanın adı filmin sadece bir karesinde o da uzaktan görünüyor.

Yani bilmeyen biri için seçmek imkansız...

Tuğla duvarları, barı, modern görüntüsüyle filmi izleyen herkes eminim "Burası neresi" diye soruyordur.

Ben söyleyeyim; Tünel’deki Leblon...

Issız Adam’ı izlerken karnım nasıl aç, "Çıkışta Leblon’a gidiyoruz" dedim.

Öyle de yaptık filmden çıktık, filmin setine girdik...

Filmin yapımcısı Mustafa Oğuz burada bir parti vermiş aylar önce, davetliler arasında bulunan Çağan Irmak mekanı görür görmez "Issız Adam’ın restoranı burası olmalı" demiş...

"Çağan kaç günde çekti restoran sahnelerini" diye sordum.

"Çok hızlı çalışan bir yönetmen, biz bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyorduk, üç gecede bitirdi buradaki çekimleri" dedi Leblon’cular.

Mekanın pazartesi gecelerini boş tutmuşlar, Çağan da üç pazartesi sabaha kadar çalışarak bitirmiş sahneleri.

Tabii mutfak sahneleri Leblon’un mutfağı değil, onun için başka bir yerde set kurmuş Çağan.

Filmin çekimleri bittikten sonra ekip kutlama yemeğini de burada yapmış.

Ben gittiğimde film vizyona gireli bir gün olmuştu, "Filmi izleyip gelen müşteri var mı" diye sordum.

"Issız Adam’ın çekildiği yer burası mı diye bir kaç masa geldi ama film daha çok yeni eminiz talep artacaktır" dediler.

Leblon’cular bile izleyememişti daha filmi...

Burası mart ayında açılan bir mekan ama kısa sürede Tünel’in en şık restoranlarından biri olmayı başardı...

Menüde Alper’in havuçlu keki yok ama özellikle et yemeklerini tavsiye ederim.

Gece kulübe dönüşüyor, sabah 04.00’e kadar açık.

Cuma cumartesi 70’ler 80’ler partisi var.

Ayla Dikmen’den Anlamazdın’ı, Semiramis Pekkan’dan Bana Yalan Söylediler’i de çalıyorlar.


Cengiz Semercioğlu
HÜRRİYET

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Issız Adam-Bir Çağan Irmak Filmi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ertan Saban :: Müzik-Şiir-Hikaye-Sinema-Tiyatro :: Sinema-
Buraya geçin: